Mert Bulan

Bari blog yaz

| okuma süresi: 3 dk

Fark ettim ki bu sene sadece 1 tane blog yazısı yazmışım. Aslında o yazıyı yazma nedenim de mezun olduğum bölümü tercih edecek olan öğrencilerin nelerle karşılaşabileceklerini göstermek amacıylaydı. Çünkü ne zaman tercih dönemi olsa bölümle ilgili birçok email alıyorum. Yazdığım son blog yazısının ardından açıkçası daha fazla email almaya başladım. Çünkü bölümle ilgili ilk blog yazısında bölümü bayağı övmüş son yazıda da bayağı gömmüştüm. Haliyle insanlar neyin değiştiğini merak ediyordu. Aslında bölümde değişen bir şey yoktu, değişen bendim ve olayları daha iyi kavramaya başladım. Haliyle gerçekler görmeye başladım.

Yıllarca Twitter’ı aktif olarak kullanan birisiydim ancak fark ettim ki artık Twitter’ı bırakmanın zamanı geldi. Nedeni aslında çok basit, bir deli bir kuyuya taş atıyor diğerleri de çıkarmaya çalışıyor. Twitter özetle benim için bu. Yıllarca geçirdiğim süre zarfında harika insanlarla tanıştım Twitter üzerinden. Ama son dönemlerde artık saçma sapan şeylerin tartışıldığı bir platform olmasından dolayı ve artık bana bir şey katmadığından dolayı bırakmaya karar verdim. Zira insan yaşadığı ülkeyi değiştirince ülkenin problemlerini geride bırakıyor ve o zaman görüyorsunuz aslında tartıştığınız konuların yüzde doksanı ülke ve o ülkenin insanlarıyla ilgili.

Bu blog yazısını yazma nedenime gelince, bir önceki paragrafta da dediğim gibi Twitter’da harika insanlarla tanıştım ve eminim ki o insanların bazıları beni merak ediyor. Biraz da onların merakını gidermek ve son 3 ayda neler yaşadım onlardan kısaca bahsetmek istedim. Geçenlerde Twitter’a girince Adem abinin bana attığı mention’da bari blog yaz yazdığını gördüm. Biraz da onun gönlünü alayım dedim aslında.

Neler yapıyorum?

Hamburg’a yerleşeli 3 aydan fazla oldu. Belki biraz ilginç gelecek ama daha bu ay başında ev bulabildim. Evet, Hamburg’ta ev bulmak gerçekten çok zor çünkü talep, arzdan daha fazla. Emlakçılar ilan açıyor, randevu istiyorsunuz eğer randevuyu alabilirseniz daireyi ziyaret ediyorsunuz. (Alabilirseniz diyorum çünkü bir ilana yüzlerce kişiyi mesaj gönderiyor) Ki çok yüksek ihtimal sizinle birlikte yaklaşık 20 kişi daha o randevuya geliyor ardından evi beğendiyseniz kendinizle ilgili bazı bilgileri (kredi notu, son 3 aylık maaş bordronuz vs.) ev sahibiyle paylaşıyorsunuz. Ardından ev sahibi başvuranlar arasından birini seçiyor. Bir sürü eve başvurdum ancak sadece 1 tanesinden olumlu sonuç aldım ve sonunda eve yerleştim.

Eve yerleşmenin ardından tabii sıra eve eşya almaya geldi ve tabii ki ilk tercih olarak IKEA’nın yolunu tuttum. Neler aldığım pek önemli değil ama değinmek istediğim şey sadece bir aylık maaşınızla evinizi sıfırdan düzebiliyorsunuz. Alım gücü denilen şey işte böyle bir şey. Bunu hemen hemen her alanda görebiliyorsunuz. Dikkat edin maaşlar çok yüksek demiyorum, alım gücü yüksek. İsteyip de alamayacağınız bir şey yok gibi. Zaten burada gördüğüm kadarıyla kimse de kredi kartı ya da bankadan kredi çekip bir şeyler almıyor. Herkes her şeyi nakit olarak alıyor. Ama tabii buna rağmen herkes çok tutumlu. Mesela öğle yemeği için gittiğimiz bir Japon restoranına her gün gitmiyoruz çünkü diğer restoranlara oranla biraz pahalı. (15€ civarında, genelde 8-10€ arasında ödediğimiz mekanlara gidiyoruz, fiyatlara bahşiş dahil)

İş ortamı ise muazzam desem yeridir. Sıfır stres, her şey o kadar rahat ki yapmak istediğiniz şeye kolayca odaklanabiliyorsunuz. Ancak burada bir şeylere başlamadan önce baya bir konuşmanız fikir alışverişinde bulunmanız gerekiyor. Öyle direk bam bam bam diyip kod yazmaya geçemiyorsunuz. Zaten zamanınızın büyük çoğunluğu diğer insanlarla konuşarak geçiyor, kod yazmakla değil. Kodu yazmak genelde en kolay kısım oluyor.

Geçtiğimiz ay şirkette Hackweek vardı. Bir hafta boyunca seçtiğiniz bir proje üzerinde çalışabiliyorsunuz ya da bir konu belirleyip onu öğrebiliyorsunuz. Tam emin değilim ama yılda 4 defa gerçekleşiyor. Tabii HackWeek dışında bazı ücretli workshop’lar da oluyor. (Ücretini şirket karşılıyor) Önümüzdeki haftalarda Machine Learning workshop’una katılacağız 2 gün boyunca ekipten birkaç arkadaşla.

Çalıştığım ekibin ürünü focus proje olduğundan 2 ekibi birleştirdiler yıl sonuna kadar. Şu anda 15 kişiyiz. Birlikte çoğunlukla da güzel zaman geçiriyoruz ve bence bunun nedeni gerçekten uluslararası bir ekip olmamız. 15 kişiden sadece 6’sı Alman ve onlar da zaten çoğunlukla Almanya’nın farklı bölgelerinden gelmişler. 3 Rus, 1 Bangladeşli, 1 Yunan, 1 Hintli, 1 Bosnalı, 1 Finlandiyalı ve 1 Türk’ten oluşuyor. Böyle kadroyu fıkralarda bile bulamayız herhalde. Tabii şirket genelinde herhalde 30-35 farklı ülkeden insan vardır diye tahmin ediyorum. Farklı kültürlerden insanlarla çalışmanın bu kadar keyifli olacağını hiç tahmin etmemiştim. İşin ilginç yanı her zaman konuşabilecek, birlikte gülebilecek bir şeyler bulabiliyorsunuz. Hani yurtdışına yerleşip, uyum sağlayamayıp dönenler var ya onların uyum sağlayamama nedeni yabancılar değil o kişinin kendisi. Çünkü adam zamanını Türkiye’deyken televizyon başında geçirmiş ne bir şeyler okumuş ne bir şeyler araştırmış. Haliyle yabancı kültürden bir insanla konuşacak hiçbir şey bulamıyor. Ne konuşsun Türk siyaseti mi, Türk futbolu mu.

Türkiye’den kiminle konuşsam ırkçılıktan falan bahsediyor. Hamburg zaten konumu gereği uluslararası bir şehir. Irkçılık ı’sına bile denk gelmedim burada. Bunu da not düşmek isterim.

Almanya’nın belki de diğer ülkelerden güzel yanı istediğiniz zaman Türk yemeği bulabiliyor olmanız. Tabii çoğunlukla birebir aynısı olmuyor Türkiye’dekiyle ama idare ediyorsunuz. Hazır buradaki Türklerden bahsetmişken şuna da değineyim, maalesef Türkler olarak imajımız buradaki insanlardan dolayı çok da iyi değil. Ama eminim son birkaç yıl içerisinde benim gibi mavi kartla yerleşmeye başlamış eğitimli kişilerin bu imajı düzeltecektir.

Geçtiğimiz 3 ayda tabii daha başka birçok şey de oldu ama hepsini burada uzun uzun anlatmayacağım. Çünkü kimseye bir faydası olacağını sanmıyorum. Bir daha blog yazarmıyım ondan da emin değilim açıkçası. Çünkü zamanımı kendime daha faydalı olacak şeylerle harcamak istiyorum. Mesela Almanca öğrenmek gibi. Kısacası iyiyim, halim vaktim yerinde, mutluyum. Bu arada yıl sonuna doğru ilk iOS uygulamamı yayınlamayı düşünüyorum. Onun da buradan haberini vermiş olayım.

Şunu da not düşeyim, kesinlikle ama kesinlikle İngilizce öğrenin. Türkiye sınırlarının dışında bambaşka bir hayat var.

Bana ulaşmak isteyenler için mail adresimi de ekleyeyim: mertbulan[at]gmail.com

© 2017 by Mert Bulan. Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yazılar kopyalanamaz.