Mert Bulan

Hamburg Notlarım - Bölüm 2

| okuma süresi: 2 dk

Hamburg’ta ilk bir haftamı tamamlarken artık kabaca Hamburg’ta yaşayan insanlar hakkında fikir sahibi oldum diyebilirim sanırım. Çoğunlukla Alman olmak üzere, Polonyalı ve İtalyan iş arkadaşlarımla zaman geçirdim. Gerek ev arkadaşım olsun gerekse de ofiste birlikte çalıştığım Almanlar hepsi de gerçekten çok ama çok iyi insanlar. Bu zamana kadar hep Almanlar çok ciddidir, gülmez ve benzeri bir sürü saçma sapan yorumlar okumuştum ve şunu söyleyebilirim ki bu yorumların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Tanıdığım insanların hepsi çok sıcak kanlı ve yardımsever.

Market

Geçtiğimiz günlerde marketten 1 şişe su aldım. Su 0,25€ idi ve daha sonra fişi kontrol ettiğimde PFAND diye bir ibare gördüm. Ev arkadaşıma sorduğumda öğrendim ki bazı plastik ve alüminyum şişeler depozitoluymuş. Bu yüzden satın alırken bu depozito ücretini de ödüyormuşsunuz. Daha sonra marketteki otomatik geridönüşüm makinesi aracılığıyla bu depozitoyu iade alabiliyormuşsunuz. Oldukça güzel düşünülmüş bir sistem.

Marketteki ucuzluğa neredeyse her gittiğimde şaşırıyorum. Her seferinde sanki A101’den alışveriş yapıyormuş gibi hissediyorum. Aslında çoğu şey A101’den daha uygun. (kur farkını hesaba katmayın) Mesela ikili dondurulmuş pizza 2,49€ iken 1lt portakal suyu 0,99€ idi. Her gittiğimde hala kararsız kalıyorum ne alsam diye. Cepte para var ama her şey ucuz olunca ve seçenek de çok olunca ne alacağımı bilemiyorum. İşin kötü yanı ürünlerin hepsinin üzerinde Almanca açıklama yer aldığından bazı ürünlerin tam olarak ne olduğunu da bilemiyorum. Zamanla bu durum düzelir diye tahmin ediyorum.

Ulaşım

G20 zirvesinden dolayı ofisin bulunduğu yerde trafik kapatılınca farklı ulaşım yollarını kullanmak zorunda kaldım. U-Bahn isimli metroyu tercih ettim. Gerek İzmir gerekse de İstanbul’da metroya binmiş biri olarak fark ettiğim en önemli detay, ne olursa olsun metrodan inenlerin tamamı inmeden kimsenin binmek için harekete geçmemesiydi. Tıpkı otobüste olduğu gibi metroya binmek için de herhangi bir kart basma ya da turnikeden geçme gibi bir durum söz konusu değildi.

Restoran

Şehirde dolaştıkça ne kadar çok dönercinin olduğunu fark etmeye başladım. Ofisin hemen yakınında Hamza Kebap isimli bir dönerciyi keşfettim. Neden bilmiyorum ama burada herkes döneri kebap sanıyor. Halbuki kebap dediğimiz şey türlü türlü etlerin şişlere geçirilerek yapıldığı bir yemek türü. Oldukça büyük bir dürüm döner yedim. Hem döneri hem de salatası oldukça boldu. İşin ilginç yanı ise tavuk ya da et dönerin fiyatının aynı olmasıydı. Halbuki Türkiye’de genelde et döner, tavuk dönerin 1,5 ya da 2 katı fiyatı satılıyordu. Tabii burada etin fiyatının uygun olmasından ötürü sanırım bu şekilde aynı fiyata satabiliyorlar. Bol salatalı kocaman et döner dürüme 4,9€ ödedim. Tabii yanında ayran almayı da ihmal etmedim. Türk restoranlarına gittiğimde genelde Türkçe konuşuyorum ve dükkan sahipleri her seferinde Türkçe konuşan birilerine denk geldiklerinden olsa gerek, mutlu oluyorlar.

Bu arada restoran demişken, tüm dünyada olduğu gibi burada da McDonald’s var ancak Türkiye’de satılan menülerle benzer menüler yer almıyor. Onun yerine çok daha büyük ve içerisinde farklı farklı etlerin de yer aldığı hamburgerlerin olduğu menüler bulunuyor. Haliyle ben favori menüm olan Double Cheeseburger Menü’yü burada yiyemedim. Onun yerine her ürünü ayrı ayrı almak zorunda kaldım. Yanlış hatırlamıyorsam Double Cheeseburger’in fiyatı 2€ idi. Bir de Triple Cheeseburger varmış onu da öğrendim. Onun fiyatı da 3€ idi. Menülerin fiyatları da ortalam 6-7€ gibi civarında. Kasadan siparişi veriyorsunuz kasa size fişinizi veriyor, fişte yazan numarayı ekranda gördüğünzde kasanın yanındaki alandan siparişinizi teslim alıyorsunuz. Bu ara bu numarayla sipariş verme olayı neredeyse gittiğim (Türk restoranları da dahil) her restoranda aynı. İşin tek kötü yanı siparişi İngilizce veriyorsunuz ama numaranızı Almanca okuyorlar. O yüzden ilk işim Almanca sayıları öğrenmek olacak.

Fotoğraf

Bir önceki yazıdan yeşilliklerden ve tuğla binalardan bahsedince herkes nerede fotoğraflar diye yakınmış. Henüz doğru düzgün gezip fotoğraf çekme şansım olmadı çünkü şu sıralar ikametgah kağıdı çıkarma, banka hesabı açtırma gibi evrak işleriyla uğraşıyorum. Yeri gelmişken paylaşayım ikametgah kağıdı çıkarmak için ilgili ofisten randevu almanız ve 12€ gibi bir ücret ödemeniz gerekiyor. Bu ve banka hesabı açtırma gibi işlemleri daha sonra farklı bir yazıda ele alacağım. Bir de G20 zirvesinden dolayı her yer kapatılınca haliyle gezme şansım da pek olmadı.

Şimdilik çektiğim fotoğraflar içerisinde paylaşmaya değer bulduklarımla (4 adet) sizleri baş başa bırakıyorum: https://500px.com/mertbulan/galleries/hamburg

İlk iki fotoğraf Hamburg’un belediye binası. İkincisi yanında küçük bir nehir olan uzun mu uzun bir yürüyüş/bisiklet yolu. Yolun tamamamının çevresi fotoğrafta olduğu gibi ağaçlarla kaplı. Son fotoğraf ise St. Peter’s Kilisesi.

© 2017 by Mert Bulan. Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yazılar kopyalanamaz.