Mert Bulan

Bu filmi izleyin: The Revenant

| okuma süresi: 1 dk

12 dalda Oscar’a aday olan bir film.

Leonarda DiCaprio’nun neredeyse tüm filmlerini izledim. Oyunculuğu gerçekten üst düzeyde. Bugüne kadar Oscar alamaması ise bana göre hiç önemli değil. Çünkü kendisi Oscar’dan daha büyük. Oynadığı filmler sinemalarda her zaman beklenileni veriyor. Seyirciyi çekmeyi başarıyor. Hollywood denilince akla ilk gelen isimlerden. Gerçekten Oscar’a ihtiyacı var mı ki? Bence yok.

DiCaprio’nun oyunculuğunun yanında sevdiğim yanlarından bir tanesi senaryo ve yönetmen seçmesi. Kendisi bu zamana kadar Christopher Nolan’dan Quentin Tarantino’ya Martin Scorsese’dan Steven Speilberg’e kadar aklınıza gelebilecek en iyi yönetmenlerle çalıştı. The Revenant’da ise ışığı geçtiğimiz senelerde Birdman filmiyle parlayan Oscar ödüllü Alejandro González Iñárritu’nun yönetmenliğinde izliyoruz kendisini.

Film adından anlaşılacağı üzere The Revanant’ta bir geri dönme hikayesi anlatılıyor. Konusuna çok fazla değinmek yerine filmin nasıl olduğundan ve izlerken neler hissettiğimden bahsetmek istiyorum. Aksi takdir filmi izlemenizin bir anlamı kalmaz diye düşünüyorum. The Revenant için şuana kadar izlediğim en soğuk film diyebilirim. İzlerken ilikleriniz donacak. Geçtiği mekanlar itibariyle kışın o müthiş güzelliğini görüyorsunuz filmde. Yönetmenin bu sahneleri bolca kullanması size bir kış belgeseli izliyorsunuz izlemini veriyor. Sadece kışı değil kış mevsiminde doğanın nasıl işlediğini de görüyorsunuz. Nasıl insanlar soğukta eğlenceli ve güler yüzlü olmuyorsa doğanın da soğukta hiç eğlenceli olmadığı hatta tam tersine ne kadar kızgın olduğunu hissediyorsunuz.

DiCaprio’dan bahsedildiğinde çoğu kişinin aklına yakışıklı, zengin ve saçları jöleli bir adam canlanıyor. Çoğu filmde de bu karakteri koruyor kendisi ancak The Revenant filminde canlandırdığı karakter bu alışıldık karaktere inanılmaz derecede zıt bir karakter. Bu nedenle DiCaprio’nun oldukça farklı bir karakterde görmek DiCaprio’nun oyunculuğu hakkında size birçok fikir veriyor. Şunu söyleyebilirim ki bu farklı karakterin altından çok ustalıkla kalkmış. Filmin bazı sahnelerinde nefesinizi tutarak izliyorsunuz kendisini. Kendini rolüne o kadar kaptırmış ki adeta filmi yaşıyor gibi. Bu yüzden filmi izlerken onun yaşadığı duyguları, korkuyu ve gerilimi siz de yaşıyorsunuz. Onunla birlikte üşüyorsunuz.

The Revanant’ın gösterildiği 12 daldan en iyi film, en iyi görüntü yönetmeni, en iyi erkek oyuncu ve en iyi yönetmen dallarında Oscar’ı alacağına kesin gözüyle bakıyorum. Eğer hala izlemediyseniz kesinlikle sinemada izleyerek bu harika filmin tadını çıkarın.

© 2017 by Mert Bulan. Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yazılar kopyalanamaz.