Mert Bulan

9 – 10 yaşlarındaki ben ve çıraklık

| okuma süresi: 2 dk

Günümüzde çok yaygın olmasa da yıllar önce çocuklar yaz tatillerini esnafın yanında çıraklık yaparak geçirirdi. Bu (bana göre) şanslı çocuklardan biri de bendim.

Küçüklüğümden beri tatil nedir bilmiyorum. Birkaç istisna dışında sanırım hayatım boyunca gerçek bir tatil yapmadım dersem yalan olmaz. Bundan şikayetçi değilim, zaten tatil yapabilecek biri de değilim. Zira boş durdukça beni sürekli bir şeyler dürter, kendimi çok kötü hissedirim.

9-10 yaşlarında yaz tatillerimi evimin çevresindeki esnafların yanında çıraklık yaparak geçirirdim. Tabii ki çoğunlukla karşılığında bir şey almazdım. Çünkü buradaki amaç maddi bir şeyler elde etmekten çok bir şeyler öğrenebilmekti. Gaziantep gibi çok gelişmemiş şehirlerdeki esnaflık kültürü o zamanlar çok sıkıydı. Evimizin çevresinde bakkal, kasap gibi dükkanların yanından neredeyse her türden esnaf vardı. Ben de olabildiğince hepsinde çalışmaya, hepsinden bir şeyler kapmaya çalıştım.

Sanırım ilk olarak çalıştığım yer apartmanımızın altındaki terziydi. Ölçüler alır, daha sonra kendi özel cetvelleri ve sabun yardımıyla bu ölçüleri kumaşın üzerine çizer ardından büyük makasıyla bu çizgilerden keser ve daha sonra dikiş makinasında dikerdi. Dün gibi aklımda. Uğur Kadın Terzisi. Ahmet Amca. Daha sonra dükkanı o zamanki bulunduğu yerden birkaç sokak ileriye camiinin altına taşımıştı. Hala da oradadır. Birkaç sene önce karşılaşınca beni hatırladın mı demişti. Hatırlamaz olur muyum :) Küçükken esnafların yanında çalışmanın bir ilginç yönü de bu. Bu esnafların çoğu hale yerinde ve ne zaman yanlarına gitsem “Ben senin küçüklüğünü bilirim, (bel hizasını göstererek) şu kadarcıktın” derlerler. Siz de güler geçersiniz tabii.

Daha sonra çıraklık yaptığım yerlerin sırasını tam olarak hatırlamıyorum. Yine evimizin apartmanın altındaki bir başka dükkan olan emlakçıda (Serdar Amca) çalışmıştım. Büyük büyük adamlar gelip konuşur sürekli sigara içerlerdi. Ben de küllükleri boşaltırdım. O zamanlar küçük olduğumdan haliyle dönen sohbete pek anlam veremezdim. Öğreneceğim çok da fazla bir şey yoktu.

Yine apartmanımızın altındaki elektrikçide (Ahmet Abi) de çalışmıştım. O zamanki yaptığımız en büyük iş apartmana diyafon sistemi çekmekti. Daha önce eski tarzda ziller vardı. Şimdi bütün apartmana birlikte diyafon çekiyorduk. Kılavuz denilen uzun bir telin ucuna kabloyu bağlayıp apartmandaki genelde yukarılarda olan bir delikten sokup, evin giriş kapısının hemen üstündeki delikten çıkartıyorduk. Kablonun o delikten her çıkışını gördüğümde şaşırıyordum.

Bir diğeri ise (yine apartmanın altındaki) bakkaldı. Dükkanın önünü süpürüp, alışverişe gelenlere yardımcı olurdum. Arasıra da raflara ürün dizerdim. Tenekeden peynir kesip, tartıp müşteriye verilmesi sanırım her gün gördüğüm klişelerden biriydi. Arada sırada meybuz verirdi Serdar amca, emeklerim karşılığında.

Bir diğeri ise kasetçi. Herkes istediği şarkıların listesini yazar verirdi. Daha sonra biz de tek tek bu şarkıların yer aldığı orijinal kasetleri bulup, hepsinde tam olarak şarkının başlama bitiş yerini kestirip bu karışık kasetleri çekerdik. Daha sonra CD’ler yaygınlaşınca film işine de girmişti Soner Abi. İlk Harry Potter filmini buradan kiralayıp izlemiştim.

Bu yaşlardan en son oto ses sistemi takan elektronikçide çıraklık yapmıştım. (Bu dükkan yan apartmanın altındaydı) Hoparlörlerin sığabileceği şekilde tahtaların içini kesip deriyle kaplayıp, daha sonra hoparlörleri oraya montajlardık. Ardından kabloları anfiye bağlayıp işlemi tamamlardık. Daha sonra da test için özel hazırlanmış yüksek bass’a sahip yabancı şarkı dolu CD’yi takıp test ederdik. Pioneer markasını ilk orada görmüştüm. Bir de sanırım bu dükkanın sahibi vergi falan kaçırıyordu. Çünkü ne zaman vergi denetçileri gelecek olsa ben ortalıktan kayboluyordum ve ürünlerin bir kısmını adamın evine taşıyorduk. O zamanlar anlam veremiyordum tabii ne yaptığımıza. :)

O zamanlarda sanırım en çok zoruma giden şey apartmanın altındaki kırtasiyecinin yanında çalışmama izin vermemiş olmasıydı. Apartmanın altındaki tüm dükkanlarda çalışmıştım o dükkan hariç. Yanında çalışmak istediğimi söylediğimde bana gülmüştü. Bir daha da hiç alışveriş yapmadım oradan.

Son çıraklığımı ise 12-13 yaşlarında, bilgisayarların yavaş yavaş yaygınlaşmasıyla birlikte ortaya çıkan bir internet kafede yaptım.  Bol bol Akınsoft’un programıyla masa aç-kapa yapıyordum. :) Ama beni en çok heyecanlandıran şey, birkaç ayda bir yapılan tüm bilgisayarları formatlayıp hepsine tekrardan oyunları yüklemekti. Çünkü o zaman bilgisayar kasasının içini görüyordum. Bu internet kafe sayesinde benden büyük bir abiyle de tanışmıştım. Hayri Abi. O zamana kadar interneti sadece tüketiyordum. Onunla tanıştıktan sonra üretmeye de başladım. Hosting, domain nedir öğrendim. Forumlarda gezmeyi, insanlara yardımcı olmayı öğrendim. Belki de en önemlisi, HTML’i öğrendim.

Bazılarınız ”Bu çalışmaların hayatına ne katkısı oldu?” diye sorabilirsiniz. Bu esnafların yaptığı birçok işi öğrenmemin yanında sanırım en başında gözlem yeteneğimi geliştirdiğini söyleyebilirim. Eşyaların nasıl çalıştığını çok kolay bir şekilde anlayabiliyorum. Bir şeylerin nasıl yapıldığını izleyip, hemen aynısını yapabiliyorum. Çok karmaşık olmadığı sürece yeni şeyleri çok çabuk bir şekilde öğrenebiliyorum. Bunun yanında evde bozulan hemen hemen her şeyi (sifon dahil) tamir edebiliyorum. Küçükken farklı farklı yerlerde çalışmak haliyle çok yönlü bir insan olmamı da sağladı. Bu sayede şuanda sadece bir alanla yetinmiyorum, olabildiğince ilgimi çeken her alanda bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum.

Günümüzde çıraklık çok yaygın olmasa da neyse ki çeşitli  Maker hareketleri var. Çocuklar esnafların yanında çalışmak yerine mühendislerin yanında programlama ya da elektronik devre tasarlamayı öğreniyor. Umarım tüm aileler çocuklarını bu tür etkinliklere gönderiyordur. Çünkü çocuk yaşta öğrenilen şeylerin katkısı gerçekten ama gerçekten çok büyük oluyor.

© 2017 by Mert Bulan. Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yazılar kopyalanamaz.