Mert Bulan

Mezuniyetin ardından

| okuma süresi: 1 dk

Fark ettim ki bu yıl hiç blog yazmamışım. Bunun en büyük nedeni sanırım bir an önce de bitse de kurtulsam dediğim üniversitedeki son yılım olmasıydı. Daha en başından beri üniversiteye gitmek istemiyordum. Çünkü üniversite dediğimiz şey bundan yüzlerce yıl önceki zamanın problemlerini çözmek için kurulmuş bir sistemdi ve 2000’li yıllarda o zamandan bu zamana kadar pek de değişiklik göstermemişti.

Üniversiteye gitmeyi istemiyordum çünkü verilen eğitim çoğunlukla güncelliğini kaybetmiş oluyordu. Eğitim süresi aşırı uzun ve uygulamaya yönelik değildi. Eğitimi veren hocaların büyük bir çoğunluğunun ne sektörde tecrübesi vardı ne de sektörle bir bağlantısı. Tecrübesi olanlar da hala o tecrübelerine bağımlı kalıp, kendisi çalışıyorken ne popülerse hala o konuyu anlatmaya devam ediyordu.

İyisiyle kötüsüyle 4 yılı geride bıraktım ve sonunda mezun olabildim. Üniversite hayatıma ilk olarak Gaziantep’te bir özel üniversitede başlamış orada İngilizce hazırlık ve Bilgisayar Mühendisliği bölümünün 1.sınıfını okumuştum. Okuldaki ortam hiç ama hiç hoşuma gitmemişti. Bu yüzden yatay geçiş yaparak İzmir’de Dokuz Eylül Üniversitesi’nde Bilgisayar Bilimleri bölümüne başladım. Kısacası toplamda 6 yılım üniversitede geçmiş oldu. Açıkçası lisedeyken üniversiteden beklentim oldukça fazlaydı ancak benim için tam bir hayal kırıklığı oldu diyebilirim bazı istisnalar dışında.

Bölümün ders programı kısmen güzel seçilmiş olsa da, dersi veren hocaların verdikleri ders konusunda tecrübelerinin olmaması aşırı göze batıyordu. Eğer bölümünüzle ilgili konuları yakından takip ediyorsanız bunları çok rahatlıkla fark edebilirdiniz. Hayatında test yazmamış hocanın Yazılım Sınama dersine girdiğini gördü bu gözler. Anlatacak o kadar çok şey var ki burada bu sorunları anlatarak insanların zamanını çalmak istemiyorum çünkü biliyorum ki hiçbir zaman düzelmeyecek.

Sınavlar ne kadar ezbere yönelikse, verilen ödevlerin puanlaması da bir o kadar adaletsizdi. Hocaların çoğu ne yazdığınız kodu inceliyor, ne de kodun doğru çalışıp çalışmadığını umursuyor. Bol keseden notlar havada uçuşuyor, bilenle bilmeyen arasında hiçbir fark kalmıyor. Yeni yaratılmış boş bir Android uygulaması projesine 100 veren hoca gördü bu gözler.

İşin en boktan yanı ise bu sistemi hiçbir şekilde değiştiremiyor oluşunuz. Öyle egolu hocalar var ki, çok ufak bir itirazınızda sizi yerin dibine sokuyor, hakaret ediyor hatta ve hatta gerekirse hukuki yollara başvururum diye tehdit ediyor. Sınıfta herkesin ortasında soru soran arkadaşınıza demediğini bırakmıyor. Öğrenciler soru sormaya korkar hale geliyor.

Bu kadar yozlaşmış, değiştirilmesi imkansız ve sorunlarla dolu bir sistemde iyi şeyler de vardı tabii. Üniversite hayatını benim için çekilir kılan Murat ve Uğur hocalarım sayesinde güzel vakitler de geçirdim. Murat hoca zaten ders anlatımıyla bölümdeki en iyi hoca. Her dersini iple çekerdim ama toplamda 6 ders falan almışımdır. Herhalde üniversiteye dair en çok özleyeceğim şey kendisinin dersleri ve ders sırasında her zaman bana takılması olacak. Uğur hoca ise gerçek bir üniversite hocası tanımına uyan yegane hocalardan. Kendisinden sadece tek bir ders aldım ancak bitirme projesinde danışman hocam olarak seçmeme bu tek ders yetti. (Proje Viyana’da gerçekleştirilecek olan International Symposium for Production Research’den kabul aldı.) Yalnızca ders vermekle kalmayıp sürekli bir şeyler üretmek için çabalayan bir hoca. Tabii üretmekten kastettiğim şey sadece akademik makaleler değil, elle tutulur projeler. Umarım kendisiyle yollarımız tekrar kesişir.

Üniversitenin beni hep zorlayacağını düşünmüştüm ama herhalde eğitim hayatımın en kolay kısmı oldu benim için. 3.59 ortalama, bölüm ikinciliği ve yüksek onur derecesiyle mezun oldum. Tabii bunlar kağıt üzerinde güzel şeyler gibi görünüyor ancak bugün iş bulup çalışabiliyorsam bunun en büyük nedeni yaptığım stajlar ve kendimi geliştirmemdi, okulda öğretilen şeyler değil. Bittiği için çok mutluyum.

© 2017 by Mert Bulan. Tüm hakları saklıdır. Kaynak gösterilmeden yazılar kopyalanamaz.